İBRAHİM ÇALLI (1882-1960)

İBRAHİM ÇALLI (1882-1960)
Mustafa Necati Portresi, tuval üzeri yağlıboya, imzalı.
110 x 90 cm

İzlenimci Türk ressamlarının önde gelen temsilcilerinden olan İbrahim Çallı, ‘1914 kuşağı’ ressamlarındandır. Sanatçının ustalığından ötürü bu kuşak ‘Çallı kuşağı’ olarak da adlandırılmaktadır.

Şeker Ahmet Paşa’nın teşviki ve aracılığıyla 1906 yılında Sanayi-i Nefise Mektebi’ne giren Çallı, okulu bitirdikten sonra Maarif Nezareti'nin (Millî Eğitim Bakanlığı) açtığı sınavı kazanarak Fransa'ya giderek Paris Güzel Sanatlar Okulu'nda Fernand Cormon'un atölyesinde dört yıl resim çalıştı. I. Dünya Savaşı’nın başlaması nedeniyle Avni Lifij, Feyhaman Duran, Hikmet Onat, Namık İsmail ve Nazmi Ziya Güran gibi isimlerle birlikte yurda dönerek Sanayi-i Nefise Mektebi’nde göreve başladı. Bu yıllarda, dönemin Harbiye Nazırı Enver Paşa’nın 1917 yılında Şişli’de açtığı atölyede Ali Sami Boyar, Ali Cemal Beyrutlu, Mehmet Ruhi, Namık İsmail, Hikmet Onat ve Sami Yetik ile birlikte ‘Türk Topçuları’, ‘Milli Mücadele’, ‘Gece Baskını’ ve ‘Yaralı’ gibi savaş resimleri yaptı. Sanatçının ‘Türk Topçularının Mevzie Girişi’ (1917, Mimar Sinan Üniversitesi Resim ve Heykel Müzesi) adlı yapıtı Türk resminin ilk büyük boyutlu kompozisyonları arasında yer alır.

İbrahim Çallı ve arkadaşları, Fransa’da benimsedikleri İzlenimcilik akımının etkilerini eserlerinde yoğun olarak yansıtmışlardır. Çallı’nın eserleri, genel olarak, ‘manzara’, ‘natürmort’, ‘nü’ ve ‘portreler’ olarak gruplandırılabilir. Manzaralarında, doğadan görünümlerin yanı sıra, şehir kesitlerini ve doğa içinde günlük yaşam öykülerini de bulmak mümkündür. Resimlerinde İzlenimci üslubun etkisinde kalmakla birlikte, daha özgür bir davranışa yönelen Çallı, doğanın yanı sıra değişik tiplerde insan figürlerine de yer vererek klasik Türk resminin sınırlarını zorlamıştır. Çallı’nın manzaraları, resmettiği alanın o dönemki halini yansıtması açısından da önemli birer belgedir. Örneğin,  ‘İstanbul Bebek Camii’, ‘Bursa Muradiye Türbeleri’, ‘Emirgan’  gibi, şehir kesitlerini yansıttığı resimlerinde ise belgesel niteliğinde bir yaklaşım sergilendiği görülür.

Özellikle manolyaları, gülleri ve meyveleri işlediği natürmortlar, Çallı’nın sanat yaşamında özel bir yere sahiptir. Bu eserlerinde, ‘ölüdoğa’ resmetmesine rağmen, kullandığı ışıkla belirginleşen lekesel unsurlar, renklerin dağılımı, kompozisyon düzeni ve fırça darbeleri ile yaşama dair bir canlılık söz konusudur.

Sanatçının  ‘Atatürk’, ‘İsmet İnönü’, ‘Yahya Kemal’ ve ‘Osman Hamdi’ gibi portreleri ise, diğer resimlerine oranla biçim kaygısını daha fazla taşıdığı eserlerdir. Ancak bu çalışmalarında da, portresini yaptığı kişiye göre değişebilen resimsel bir dil vardır. Örneğin Celal Bayar gibi politikacıları resmettiği portrelerde, devlet adamı ciddiyetini yansıtan daha biçimsel bir kuralcılık görülürken, Neyzen portresinde lekesel değerler ve serbest fırça vuruşları ön plandadır. Atatürk portreleri ise, Çallı’nın sanat yaşamında ayrı bir yere sahiptir. Atatürk’ün yakınlık gösterdiği ve sofrasına davet ettiği Çallı, kendisini yakından tanıma şansına erişebilen şanslı sanatçılardandır. Avusturyalı ressam Wilhelm Victor Krausz’dan (1878-1959) sonra Atatürk’ün portresini başarıyla ve birçok defa yapan ressamların başında gelen sanatçı, Atatürk poz vermeyi sevmediği için portreleri birebir model ile çalışarak değil, kendi yorumunu da katarak gerçekleştirmiştir. Çallı’nın, Atatürk portrelerinde olgunluğa eriştiği yıllar 1930’lardır. Bu yıllarda yaptığı resimlerinde Atatürk’ü oturur şekilde bir kolunu koltuğun kenarına dayadığı bir pozisyonla betimlemeyi tercih ettiği görülür. Sanatçının en bilinen Atatürk portreleri arasında İstanbul Ticaret Odası Koleksiyonu’nda ve İş Bankası Resim Koleksiyonu’nda bulunan portreler sayılabilir. Atatürk’ü yeşil bir fon önünde çizgili desenli bir koltukta oturur biçimde betimlediği bu resimlerde Çallı, Atatürk’ün yüz ifadesinde kararlı, ciddi ve kendine güvenen kişiliğinin izlerini başarılı bir şekilde yansıtmıştır. İstanbul Resim Heykel Müzesi ve Atatürk Müzesi Resim Koleksiyonu’nda bulunan Çallı’ya ait Atatürk portreleriyle de diğer çalışmalar arasında da önemli benzerlikler bulunsa da Çallı’nın Atatürk’ü yorumlamasında kendine has üslubu ile didaktik bir yaklaşımdan uzaklaşabildiğini gösterir. Günümüzde İbrahim Çallı tarafından yapılan Atatürk portrelerini tespit etmek oldukça güçtür. Zira bu portrelerin birçoğu devlet daireleri ve kamu kuruluşlarına dağılmıştır. Sanatçının ayrıca, desen veya eskiz niteliğinde irili ufaklı birçok Atatürk çalışması da bulunur.

Nü çalışmalarında,  farklı bir duyumsallık söz konusudur. Bu özelliği sanatçının bir gözlemci olmaktan ziyade, nesneyle kaynaşıp bütünleşen bir yapıya sahip olduğunu gösterir. Resimlerde figür-mekan ilişkisi vardır. Her ne kadar figür ön planda olsa da, mekan içerisindeki diğer unsurlar da aynı etki ile izleyicinin karşısına çıkar.

Cumhuriyet Dönemi’nde yaşanan Beyaz Rus akınıyla İstanbul’a gelip bir süre kalan ressam Alexis Gritchenko'nun etkisinde kalan Çallı, 1927 yılında  'Mevleviler' isimli resim serisine imza atmıştır. Bu seriyle uygulamakta olduğu empresyonist teknikten vazgeçen, grafiğe yakın, şematik ve fazla karışık olmayan bir renk stilini benimseyen ressam detaylardan arınmış, düz renklere yönelmiştir.

İbrahim Çallı, 1947 yılında emekli oluncaya kadar İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nde adına açılan atölyede resim öğretmeni olarak çalışmış, Şeref Akdik, Refik Epikman, Elif Naci, Ali Çelebi, Zeki Kocamemi, Mahmut Cuda, Muhittin Sebati gibi birçok ünlü ressam onun atölyesinde yetişmiştir.

 

                                                                                                                                        Deniz Çantay Armit
   Yüksek Sanat Tarihçi

                                                                                                                                    

Kaynakça:

-BAYAV, Deniz, Prof.Dr, “Batılı Sanatçıların Çallı Kuşağına Etkileri”, Sanat Tarihi Dergisi, Aralık 2016, sf. 27-53.

- ECZACIBAŞI SANAT ANSİKLOPEDİSİ, Yem Yayınevi, 1997.

- ELİBAL, Gültekin, Atatürk ve Resim-Heykel, İş Bankası Yayınları, 1973.

- GİRAY, Kıymet, Prof.Dr, Türkiye İş Bankası Resim Koleksiyonu, 2000.

-GÖNÜLAL, Özand, Yrd.Doç.Dr, “İbrahim Çallı”, Sanat Teorisi, Cilt 1, 2005, saf.2548-2549.

-ZİRAAT BANKASI RESİM KOLEKSİYONU, Ankara, 1992.

https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/bilgi/ibrahim-calli-1882-1960/

 

Mustafa Necati (1894-1929)

Atatürk’ün yakın çalışma arkadaşlarından biri olan Mustafa Necati Bey, Kuvay-ı Milliye hareketinde yer almış, TBMM’nin ilk üç döneminde milletvekilliği, Mübadele döneminde Bayındırlık ve İskan Bakanlığı, 1924 Anayasası’nın yürürlüğe girdiği dönemde Adalet Bakanlığı, Harf Devrimi ve Tevhid-i Tedrisat sürecinde Milli Eğitim Bakanlığı yapmış önemli bir devlet adamıdır. Özellikle, 1925-1929 yılları arasında, Milli Eğitim Bakanlığı yaptığı dönemdeki hizmetleri ile anılır. Bu dönemde, Maarif Teşkilatı’na dair kanun çıkartarak valilik denetiminde olan eğitim işlerini bakanlığın kontrolüne almış, Kanun’da yer alan “Maarif hizmetinde asıl olan öğretmenliktir” maddesi ile öğretmenlik mesleğinin itibarını arttırmış ve özlük hakları konusunda düzenlemeler yapmıştır. Uzman öğretmen yetiştirmek üzere Avrupa’ya öğrenci gönderilmesini sağlayan Mustafa Necati Bey, on bölge merkezinde de öğretmen okulu inşaatı başlatmıştır. Bunlardan ilki bugünkü Gazi Eğitim Fakültesi Binası’nda hizmete giren Gazi Muallim Mektebi ve Terbiye Enstitüsü, ikincisi İzmir Erkek Öğretmen Okulu, üçüncüsü bugün Balıkesir Necatibey Eğitim Fakültesi olarak binasında hizmet veren Balıkesir Necatibey Muallim Mektebi’dir. Öğretmen yetiştirmek amacıyla, köylerde ‘Köy Öğretmen Okulları’ modeli planlayarak Denizli ve Kayseri’de Köy Muallim Mektebi açtırmıştır. Yabancı okulların denetim altına alınması, Avrupa ile aynı anda ‘toplu öğretim’ modeline geçilmesi, ortaöğretimin parasız hale getirilmesi ve ders kitaplarının bakanlık tarafından bastırılması gibi reformist girişimler de yine Mustafa Necati Bey’in bakanlığı döneminde gerçekleştirilmiştir. 1928 yılındaki Harf Devrimi de kendisinin bakanlığı dönemindedir. Bu dönemde, yeni harfleri öğretmek için Millet Mektepleri kurularak, okuma-yazma seferberliği başlatılmıştır.

Mustafa Necati Bey, Millet Mektepleri’nin açıldığı 1 Ocak 1929 tarihinde apandisit patlaması sonucu, genç yaşta Ankara Numune Hastanesi’nde vefat etmiştir. Falih Rıfkı Atay, ‘Çankaya’ adlı eserinde, Mustafa Necati Bey’in genç yaştaki bu talihsiz ölümünün yakın mesai arkadaşı ve dostu Atatürk’ü çok derinden etkilediğini ve ölüm haberini aldığında ağladığını anlatmaktadır.